Blog

Ziya Bey’in Ardından

Bu yazı yazıldığında Ziya Bey görevinin başındaydı. Dolayısıyla kovuldu mu istifa mı etti pardon affını mı istedi bilmeden hakikat’e ermesi muhakkak bir gelecek tasavvuru ile kaleme alınmıştır. Belki de bu yazı zihnimden başka bir zihne kalbimden başka bir kalbe değmez. Ama hakikat bildiğini söyleme motivasyonu ile söyleyeyim. Siyasetin içindeki bir takım insanlarda “ben kendi alanıma odaklanırım, gerisi beni şeapmaz” şeklinde özetleyebileceğim bir romantizm var. Babacanlar, Şimşekler, Mehmet Görmezler kimler kimler bu tuzağa düşmedi ki? Bu insanların ortak özelliği şu diyebiliriz; ”benim hayatın belli bir alanına dair (ekonomi, eğitim, din ) birikimlerim var. Ve bu birikimlerimi memleket hizmetinde nemalandırmak isterim. Uygun bir zemin bulsam da memlekete hizmet etsem…” Bu güzel niyet ve hissiyat zamanla insanın gözünü o kadar kör eden bir şeye dönüşüyor ki uzmanlığım dedikleri alanı yada birikimleri olan alanın, huda-i nabit olduğunu zannetmeye başlıyorlar. Ama bu alanlar rasasla mıhlanmış gibi birbirine bağlı ve memleketin akıbetini doğrudan etkiliyor. Ama en önemlisi modüler yapılara sahip değiller.

Bir diğer meselede böyle geniş ve tüm memleketi ilgilendiren çalışmalarda ne yaptığınız, nasıl yaptığınız ne kadar önemli ise bunu kimlerle yaptığınız da o kadar önemli. Eskilerin “niyet hayr akıbet hayr” diye bir lafı vardı. Ben bu sözü kendimce şöyle ifade etmek isterim, ”niyet hayr akıbet hayr siyaset hariç…” Çünkü siyaset zemininde olmasa, uzman oldukları alanda lokal çalışmalar yapsalar ve şirket ya da vakıf gibi tüzel kişiliklerde bu hayallerini kovalasalar niyetleri ölçüsünde muvaffak olma şansları var. Ama gelin görün ki siyaset merceği altında her şeyin rengi kokusu ve şekli değişebiliyor. Dolayısıyla memleket şümul katkı sağlamak isteyen birisi ne yapacağını nasıl yapacağını düşünmeli ama en çok kimlerle hangi siyasi kadrolarla bunu yapacağına daha çok kafa yormalı.

Ziya Bey ve Kariyeri

Ziya bey tanınan birisiydi. Bakanlıktan önce eğitim çevrelerince bilinir saygı duyulurdu. Hem sektörde önemli bir okul markasının kurucusu hem eski talim terbiye kurulu başkanı hem de eğitim bilimleri alanında sayısı çok olmayan hocalarımızdan birisi olmak hasebiyle bilinirdi. Bu üç başlıktaki kazanımlarını yaş almış birisi olarak hem de MEB’de daha önce talim terbiye bünyesinde türlü zorluklar yaşamış birisi olarak bakan olursam daha faydalı olurum zannına kapıldığı aşikâr. Ama atandığı makamın değil bakanlık, eski müsteşarlık bile olmadığını anlayamaması görememesi bu kadar romantizm bu kadar tecrübeli bir bedende ve zihinde ne geziyor dedirtmişti bana. Ziya Bey imajı itibariyle de CV’si itibariyle de Türkiye’de çokça gördüğümüz kifayetsiz muhterisler gibi makam olsun da çamurdan olsun, akarken dolduralım diyecek birisi değil. Tam da bu yüzden ardından yazı yazmaya değer buluyorum.

Eğitimde rasyonel eğilimleri olan, eğitimi inanç pompalama aracı olarak görmeyen, idari özerkliğe ve bilimsel hürriyete inanan, eğitim bilimlerinde profesör unvanı kazanmış hem de bu alanda en iyi okullardan biri olan Gazi Üniversitesi’nde çalışan, bana göre Türkiye’nin en sorunlu alanlarından biri olan rehberlik ve danışmanlık alanında doktora yapmış ve başarılı bir özel okul inşa etmiş yani teori ve pratiği birleştirmeye (ki çok az insana nasip olur) muvaffak olmuş birisi, ”her yer imam hatip olsun” diyen bir zihniyetle çalışabileceğini, memnun olacağını ya da memnun edebileceğini nasıl zanneder ve bu zahir farkı nasıl göremez hayret…
Diyelim ki siyaseti birçok ilim adamı gibi uzaktan ve yüzeysel takip ediyordu dolayısıyla siyasetin içini bilmiyordu ona da sürpriz oldu. Peki o zaman; apolitik bir bakışla tamamıyla politik olan bir zeminde çalışabileceğini düşünmeye hayret ki ne hayret…

Diğer seçenek CV’si başka şeyler söylüyor olabilir ama zihniyeti beraber çalıştığı insanlarla aynı. Hayır göreve geldiği ilk aylarda İstanbul’da bir toplantıda imam hatip konusunun abartıldığı, sayıya önem verip değerinin düştüğünü söylemişti. Ama toplantıya oturduğu bir kısım mudahinler soluğu ağalarının sarayında aldı. Hâsılı o zihniyetten olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu arada imam hatip tanımlayıcı bir kesit olduğu için kullandım yoksa konunun imam hatipten ibaret olmadığını tahmin edersiniz.. İmam hatip düşmanı değilim okullardan bir okul olduğu sürece…

Göreve geldiği dönemde yayınladığı vizyon belgesi de çok eleştirilmişti. Ben de eleştirdim hatta bu konuda bir yazı da yazdım. Orada kritik soru “nasıldı” Tüm yapacağız dediğiniz şeyleri “nasıl “yapacaksınız diye sormuştum. Ama bakanlık serüveni ile ilgili kritik sorum şu; bunlarla mı??? Bir eğitim sisteminin çıktısı olabilecek tüm evrensel değerlerle kavgalı olan bir zihniyet ve bürokrasisi onların kurşun askerleri ile dolu bir kadro yapısı ve tüm bu çirkinliği gizlemek için ekrana koyulan güçlü CV’li ehil bakan. Proje kurgulayan için çok makul ama projede kendini meze eden, kullandıran ve 40 yıllık emeğini ait olmadığı bir yapı için hiç etmek ya da hiç olacağını görememek gerçekten çok ilginç. O yapının mütekaitlerinden yada matrutlarından birinin dediği gibi “İnsan gerçekten hayret ediyor.” Yine o yapının mütekaitlerinden birisi demişti “siyaset adam yetiştirmez yetişmiş adamın birikimini tüketir.” Keşke inandığı ve ona yakışan bir zeminde tüketseydi. Hiç değilse evlad u iyaline tükendim ama değdi der huzur ve itminan-ı kalple mirasını bırakırdı.

Ve Beklenen Son

Bu yazıyı okuyorsanız ya kovulmuş ya da affını istemiş ve kabul edilmiştir 🙂 dolayısıyla siz bu yazıyı okurken o eyvah okullarımı bari elimden almasalar ya da önünü kapamasalar derdinde olabilir.
Zulme, haksızlığa, hukuk tanımazlığa, adaletsizliğe ve zalime tebei bakarak insanlığa, memlekete katkı sağlayabilme fikri fazlası ile romantik ve hatta ahmakça belki de zımni bir zalimliği işmam ediyor. Bir yerde zulüm, kanun tanımazlık, hukuksuzluk varsa ehl-i vicdanın ve ehl-i kalbin ve ehl-i aklın ana gündemi bunlar olmalı. Bunların olduğu yerde ne din asıl olabilir ne ekonomi asıl olabilir ne de eğitim…Keşke aydınlarımız şunu bir anlasa…

Mustafa Selim

Telefon+90 216 706 50 25

   

   Fiyat Hesaplama