Blog

Z mi Nesli?

Ödüm kopuyor… Asım’ın nesli ütopyası ya da geyikleri ile büyümüş dindar bir çocuk olarak yeni bir nesil heyulası oluşacak, uydurulacak diye ödüm kopuyor. Gülenciler daha sonra “altın nesil” şeklinde bu fetişizme renk katmıştı. Mehdi gelip bizi kurtaracak diyen nesillerden şu nesil bizi kurtaracak diyenlere geldik. İfrat tefrit arasında çalkalanıp duruyoruz. Sanırım yağımız ayranımızdan ayrıldı ayrılacak 🙂 Bu yazı dindar biri olarak z nesli olayına ya da fenomenine bir yaklaşım ifade etme kaygısı ile yazılmıştır. Umarım musib olur. Dindarlık konusunu öne çıkarma sebebimi yazının devamındaki referanslarımdan anlayacaksınız. Yoksa kimlik kulelerinden bağırmayı sevmem beni tanıyanlar bilir.

Nesle Bir Bakış

Şimdiden söyleyeyim yazının öncelikli muhatabı z neslinden insanlar değil. Zaten dalgayı köpürten de üst nesiller. Ne diyorlar bir bakalım; Efendim neymiş; Z nesline mensup gençler, muhakemelilermiş, zekilermiş, kalıplara takılmazlarmış, bizim gibi değillermiş, özgürlükçülermiş, ayrıştırmazlarmış, özgürlermiş bireylermiş, iyisine taliplermiş, bireysellik baskınmış, yaşamak istiyorlarmış ve yaşamayı ve yaşatmayı biliyorlarmış, vizyonlularmış, dünyaya açıklarmış haklarını yedirmezlermiş vs. vs. Neler neler:)

Siyaset bu nesli konuşuyor, iş dünyası bu nesli konuşuyor, bilim dünyası bu nesli konuşuyor. Bir dindar olarak uyarıyorum büyük bir kâğıttan kule yapıyorsunuz ve yıkıldığında kimse altında kalmaz ya da kâğıdın kartonun altında kalsa ne olur ama hayal kırıklıklarının altından kalkamazsınız. Yapmayın… Bugün z ile eşleştirdiğiniz tüm arzular her neslin hayali idi. Çok kızdığınız boomer’lar bir darbe ve bir muhtıradan sonra bu korkak ve güvenlikçi pozisyonu aldılar. Hele X nesli! Hem 80 darbesi ile devlete karşı varlık iddiasından uzaklaştı ve hem de hemen akabinde önüne koyulan erotizm yemeğini yiyerek uyuştu ve duyarsızlaştı. Y nesli 90ları ve sonunda 28 Şubatı gördü ve güvenlikçi ve devletçi bir pozisyonu büyük ölçüde kanıksadı. Dolayısıyla muhakemesiz bir tanımlama içindesiniz.

Aslında Olan

Yükselen dünya değerleri özgürlük tarafına esiyor, mevcut internet ve teknoloji ağları kimseyi istisna etmeden bu rüzgardan tattırıyor. Bu tatlı rüzgar jenerasyonun gençlerine, yüksek değerlere karşı yüksek hisler ve duygular veriyor. Yani gençlerde gördüğünüz olumlu tutumlara katılıyorum. Önce ki nesillere göre daha filtresiz ve daha özgürlükçü bir çizgideler demekte bir beis yok ama “tutum” olarak… Daha yetenekli olduklarını kim nereden çıkartıyor bilmiyorum ama abartılı Mehdi mitlerine benziyor buna daha sonra bir paragraf ayıracağım. Akp ile bugünün büyük sorunları haline gelen özgürlük, demokrasi, hak, hukuk, hürriyet, refah ve maddi imkânlar gençlerin fikir dünyasını şekillendiriyor. Tersinden de olsa büyük bir hürriyet tedrisatı gördüklerini söylemek mümkün. Fakat gözden kaçan bir şey var! Bu nesil henüz siyasette ve iş dünyasında ve toplumda; makamla, şöhretle, şehvetle, ırkçılık ve türevleri ile devletin dönem dönem yarattığı güvenlik geyikleri ile, eve ekmek götürememe ile vs. vs. yani hakkaniyetli davranışın, adaletli duruşun önünde engel olabilecek büyük sabotajcılarla karşılaşmadı. Toplumsal olaylar yaşamadılar ya da direksiyonda onlar olduğu halde yaşamadılar. Dolaylı gördükleri durumlara takındıkları tutum referans yapılıyor ki bu çok çok büyük bir yanlış. Kuşağın en büyükleri 25 yaşlarında ve henüz devletin ‘demir yumruğu’nu görmedi. Kariyer yapabilmek için plazalarda çirkin ayak oyunlarını tatmadı. İşinden olma ihtimalinin evinin temel ihtiyaçlarını tehdit ettiği gerçeğini kitleler halinde görmedi. Milliyetçilik gulyabanisinin vatan elden gidiyor diyerek ortaya çıkıp her şeyi yakıp yıktığını henüz görmedi. Ya bu doğru olmayabilir dediğinde tadacağı sosyal dışlanma ve tecridi tatmadı ki ben bu tadı oldukça yakından tanır ve severim fakat iyi biliyorum ki “çoğunluk” sevmiyor.

Fark ettiğiniz üzere özgürlük, refah ve demokrasi sonuçlarını vermesini beklediğimiz mücadelede safları tayin ederken devlete bakış açısı ve duruşu ve muhalif-muvafık (yandaş diye bilirsiniz) parametresini çalıştırıyorum. Bu nesil ümit edilen alanlarda bir değişikliğe katkı sağlayacaksa, devletle yani güçle imtihan olurken ya da muvafıkken nasıl davrandığı referans alınmalı. Yoksa 90lar da muhalefette olan siyasal İslamcıların yazdıklarına çizdiklerine bir göz atın, aradaki farka inanamayacağınıza yemin edebilirim. Bir de bugünlerine bakın zulmetmedikleri tek bir kimse kaldı mı bakın. Tağut devletten geldik devlet ebed müddete…
Geçenlerde sosyal medyada güzel bir söz gördüm; ”bizde muhalif olan Ali’ci olur iktidara gelen Muaviye :)” Durum tam da bu! Zulme uğrarken ya da muhalifken savunulan değerler iktidar ya da muvafık olduğunuzda ne oluyor? Sınanmadan bilemeyiz. Dolayısıyla güçle, derd-i maişet ve şehvetle sınandıklarında ne yaptıklarını görmeden büyük büyük laflar etmek bana sağlıklı gelmiyor. Mesela biz de bir Ayasofya ütopyası vardı. ”Cami olacak İslam’ın bahar günleri gelecek Asr-ı Saadet esintileri duyacağız. Güçleneceğiz, hak galip olacak izzetimiz kurtulacak ve refah günlerine ereceğiz” derdik. Açıldığı günlerde açılış amacında bir partinin oy kaybını engellemek olduğunu üzülerek izledik. Yolsuzluk, hırsızlık lağımı patlamış ve her yer leş gibi kokuyordu. Toplumda tüm kesimler sindirilmiş, korkutulmuş adalet değil tehdit dağıtılıyordu. Dış politikada itibarımız iki paralık olmuş, bir devlet başkanı reis-i cumhura “aptal olma akıllı ol” diye parmak sallıyor, bir millet olarak utanmanın ve aşağılanmanın ne olduğunu görüyorduk. Hey gidi izzet…

Bir ütopyanın çöküşünü tüm hisleri ile yaşamış birisi olarak herkesi peşinen uyarıyorum; gittiğiniz yol seküler de olsanız algoritmik olarak aynı ve bir heyula oluşturma yolu. Bunu psikanalitik olarak bir mağlubiyeti hazmedememe, ağır bir gerçekle yüzleştiğinde umuda tutunma şeklinde tezahür eden bir savunma mekanizması olarak görüyorum. Keza Mehdi ve Mesih fikirlerinin de Ali ve İsa’nın feci akıbetlerinin bir cevabı olarak tezahür ettiğini unutmamalıyız. Yani diyorum ki hak, hukuk ve adalette makul çizgide bir araya gelmeyi başaramamış, eline yüzüne bulaştırmış 3-4 nesil toplanmış diyorlar ki; biz yapamadık ama çocuklarımız yapacak. Benim gibiler de diyor ki; sizin başaramama sebeplerinizle ilgilenmeden ve devlet denen kontrolsüz gücü sınırına döndürecek yollar bulmadan yani teknik ve akılcı yollar bulmadan bu bir temenniden ibaret kalır. Geçmiş 3-4 neslin başarısızlığı üzerine bir başarı hikâyesi çıkabilir tabi ki ama gelin görün ki bu nesiller yanlışlarını tespit edip itiraf etmektense, çocuğu ile övünen baba rolünü tercih ediyor. Çocuğunu övüp duran babaları dinlerken, babanın çocuğu meze olarak kullandığını fark eder ve hep içimden şöyle derim; hadi len oradan 🙂

{Yazının devamına niyetliyim :)}

Mustafa Selim

Telefon+90 216 706 50 25

   

   Fiyat Hesaplama