Blog

Yönetimde Liyakat mi Sadakat mi?

El cevap: Ne belli??

Kendi işini kurmuş ve belirli bir seviyeye kadar büyütmeyi başarmış bir işletmeci olarak bu konu hakkında bir şeyler söylemenin hadsizlik olmayacağı kanaatindeyim. Yaklaşık 2 bin civarında insanla iş ve vakıf işleri çerçevesinde yollarım kesişti, bir kısmı ile de hala yola devam ediyorum. Hemen hemen her sosyokültürel yapıdan ve bir çok sosyoekonomik gruptan insanla mülaki oldum. Yaklaşık 10 yıllık ticari yolculuğumda 20 yıllık İstanbul hayatımda dönem dönem liyakatin, dönem dönemse sadakatin yokluğunun sıkıntılarını ve varlığının konforunu yaşamış birisiyim. Ben ne diyorum kısmına geleceğim ama önce bu dikatominin tarafları ne söylüyor bir göz atalım.

Liyakat mi?

Liyakat tarafından olaya bakan kişiler diyorlar ki;”bir işin yapılması için öncelikle o işi yapacak kişinin yetkin olması gerekir. Sadakat ve bağlılık tabi ki önemlidir ama bu yetkin kişinin zamanla tatmin edildiği taktirde markayla oluşturabileceği bağlar var ve bunun içinde liyakatine uygun şekilde tatmin edildiğinde (maddi, manevi) bu bağ kurulacaktır. Dolayısıyla öncelik liyakattir. Bu aynı zamanda piyasada adalet duygusunu yükselterek çalışırsam bir yerlere gelirim duygusuna hizmet edecek ve böylelikle insan kaynağı enerjisi maksimize olacaktır. Birey için de toplum için de en faydalı yol liyakate dayalı sistem kurmak ve sadakati bunun bir sonucu olarak beklemektir. Buna direnen işverenler “kişileri sömürmek için sadakati liyakatin önüne koyuyor ve piyasa verimini de düşürüyor” diyorlar.

Bu tarafın sınırlılığı tahmin ettiğiniz üzere vefasızlık, sebatsızlık ve sadakatsizlikle ortaya çıkan kadro açıkları. Çünkü “maddi manevi tatmin edilmiş çalışan“ tanımı sanıldığı kadar köşeli ve sınırları belli bir tanım değil. Maddi ücretlerde bir sürü parametre çalışır ve hemen hemen hepsi piyasa gerçekleri ile yoğrulur ama çalışan zihni bu konuda gerçeklikten kopabiliyor. Çok farklı sebeplerle, hakettiği maaşın aldığının çok ötesinde olduğuna inanabiliyor. Manevi kısım da bundan farklı değil. Çalışanların bir çoğu çok özverili çalıştığını, kurumu sahiplendiğini, kendi işi gibi düşündüğünü ve kurum hakkını gözettiğini söyler ve bu çerçevede manevi ücret sayılacak müsamaha, saygınlık, konumlanma gibi manevi ücretlerde de yüksek beklentilere girebilir. Zira bu beklentiler için çokta rasyonel ölçekler ve sınırlar yok.

Sadakat mi?

Sadakat tarafının savunucularına gelince; aslında kimse somut olarak bu tartışmada sadakat tarafındayım liyakati sonralarım demez, diyemiyor. Biz o kişinin sadakat temayüllü olduğunu yaklaşımlarından, terfi sisteminden ve karar alma biçimlerinden anlıyoruz. Söylenmese de içgüdüsel olarak şöyle hareket ettiklerini gözlemliyoruz; Netice de ben kendi adıma menfaatin ve mazarratın ne olduğunu ve nereden geldiğini biliyorum. Dolayısıyla öncelik bana uygun adım hareket edecek ve bana güvenip sadık olacak ve bu çerçevede sebat edecek kadrolar, liyakatli görünen ve astarı yüzünden pahalıya gelen kadrolardan iyidir. Çünkü ticaret inişli çıkışlı ve zorluklarla dolu bir yol, sadakat teknik olarak liyakatten daha değerlidir. Yani diyor ki sadakatli bir kadrodan sürekli olarak 4 birim istifade etmek liyakatli kadronun pahalı ve iniş çıkışlı 7-8 birim performansından daha önemlidir.

Tabi bunu bu netlikte kimse söylemez tekraren altına çizeyim bunlar dışardan bakarak söylettiğimiz şeyler. Bu tarafın sınırlılığı da malum; liyakatsiz kadroların yaptığı hataların ve yanlış işlerin bedeli liyakatliye ödediğiniz ücretin fersah fersah ötesinde bir fatura ödetebilir.

Ben ne diyoruma gelince:

Cevabımı aslında söyledim; “ne belli”…

Yani sadakat ve liyakat arasında bir muzahemet olduğu ne belli. Bu gerilimin varlığını olduğu gibi kabul etmek liyakatli insanların sadık olamayacağı, sadık insanların ise asla vasıflı olamayacağını varsaydırır. Peki gerçekten bu kabul edilebilir mi??
Henüz bir karara vardığımı söyleyemem ama, liyakat diye tanımlanan, yetenek havuzu ve tecrübe geçmişi paketi bence sadakat başlığını içinde barındırmalı. Yani sadakat bir mazhariyetse tıpkı diğer yetenekler gibi liyakatin bir parçası olarak ele alınmalı. Yetenek sadedinde sayılabilecek başlıkların ruhunda sadakatsizlik dürtüsü barındırdığına inanmıyorum. Sadakatin vasıfsızlar için kullanılan güvenli bir liman olduğuna da inanmıyorum. Ancak sadakatin de fani insanlara körü körüne destek olmak şeklinde tanımlanmaması gerekir. Hakikate, ilkelere ve sözlere bağlılık şeklinde yorumlanmalı. O zaman dediğim gibi yeteneklerden bir yetenek olarak ele alınabilir ve liyakatin tamamlayıcı bir parçası haline gelebilir.

Daha somut anlatayım. Harika bir finans müdürünüz var. Tecrübe ve yetkinlikler konusunda kemalde. Ama sizinle yola devam edebilmesi sadece kendi belirlediği maddi manevi standartlara onun istediği şekilde cevap vermenizden geçiyor. Ölçme ve değerlendirmede kendi bireysel standartlarını dayatıyor. Cevap vermediğinizde de sizinle yola devam etmeyeceğini söylüyor. Bu yüzden diyorum ki doğru terazi, ortak ve makul hareket edebilme, ölçme ve değerlendirmede hakkaniyet arayışı hep liyakat sadedinden başlıklar. Bunlar bir kişiyi bulunduğu yolda ilerletip hedefe götürür. Dolayısıyla belki de biz bu dikatomileri çok abartıyoruz. Ne belli 🙂

Mustafa Selim

Telefon+90 216 706 50 25

   

   Fiyat Hesaplama