Blog

Öğretmen Kimliği İnşa Etmek… Ama Nasıl ?

Öğretmen kimliği konusuna girmeden önce iki temel ve bilinen alandan örnek vereceğim. Biri medya, biri tiyatro…

Medyada Kimlik

Medyada kalan çok az gazeteciden sıkça duyduğumuz bir söz var; “editoryal bağımsızlık” yani diyorlar ki; “evet bir gazetenin ekonomik olarak var olması için tabi patron ve yatırım gerekir. İktisadi ve idari tedbirler olmalıdır, bu çok normal. Fakat bu sınırlar bize gazetecilik ilkelerini ve perspektifini yok etmeye sebep olmamalı. Yani bunun sınırlarının dengesi bulunmalı. Bir gazeteyi gazete yapan ve bir gazeteciyi gazeteci yapan temel duyguları yani bağımsızlık, belli bir perspektiften dünyayı okuma ve bu çerçevede aleme duyurma duygusuna zarar getirmemeli. Yıllardır gerçek gazetecilerle patronlar arasında bu gerilim ve denge arayışı sürer ve genelde patronlar kazanır. Hele ki son yıllarda…

Tiyatroda Kimlik

İkinci örneğim tiyatro; tiyatro ve sinema yöneticileri izlenme oranları ve seyirci sayısı referansı ile sanatsal ürünlerin meta yönüne talip olup, bunu iktisadi bir faaliyet olarak görüyor. İşin sanat tarafında ise sanat ilkeleri, kriterleri ve kaygıları hüküm sürüyor. İzlence kriterinin sanatı sulandırma sonucu vereceğini ve işlerin kalitesi düştükçe izlencenin de zaten düşeceğini söylüyor. Yönetici taraf ise izlence ile tiyatro ve sinema ayakta kalmadığı sürece daha iyi üretim kaygısının zaten bir anlam taşımadığını söylüyor. Bir denge arayışı orda da var. İki sene önce çıkan sinema tartışmaları BKM ve Yılmaz Erdoğan filminin Netflix’e verilmesinin eleştirilerini hep bu zaviyeden okudum.

Gelelim bize; iktisadi ve idari kadrolar eğitim kurumlarının ve çalışanlarının ayakta kalması için gereken şeyin para yani satış ve tahsilat olduğunu söyler ki bu yanlış değildir. Ama kurumların yönetim direksiyonuna bu duygu ve fikir hakim olduğunda, genellikle velinin hoşuna gidecek ama akademik başarı anlamında oldukça zayıf bir tablo ortaya çıkar. Çünkü toplulukların sevdiği şeyler genellikle “dışı süs içi pis” ya da “dışı süs içi boş” şeylerdir 🙂 Tamamıyla eğitim ve akademik kaygılara yöneldiğimizde ise sanat filmleri gibi kendini finanse edemeyen projeler, yapılar ve kurumlar ortaya çıkmaktadır.

Çözüm Arayışında

Bu kadim tartışmanın aslında bir çözümü var “uzlaşmak üzere çatışma”. Bu gerçeğin yanlış iki
yorumu da şöyle; “yok etmek üzere çatışma” ya da tam tersi “huzur için çatışmama”… Ama aslında ne bir kimliği yok ettiğinizde huzura kavuşuyorsunuz ne de huzur bozulmasın diye çatışmadan kaçındığınızda… Kaldı ki öncelikle huzur aramıyoruz denge arıyoruz. Dengenin huzuru *ismar edeceğini düşünüyoruz.

Peki bunun başlıkta değindiğim ‘kimlikle’ ne alakası var?

Yani uzlaşmak üzere çatışma ya da barışçıl çatışma için neden kimlik gerekli? Cevabı çok basit; eğer ortada farklı ve saygı duyulması gereken diğer kimlikler yoksa ortaya enerji çıkmaz. Eğitim kadrolarına bu çerçeveden ‘6 şapka’ tekniğini bu gözle incelemelerini öneririm. 6 şapka tekniği okullara renkli olduğu için ya da bir soruyu doğru yapmaları için önerilmez. Farklı bakışları anlamak, ondan istifade etmek ve ona saygı duymayı öğretmeyi amaçlar. Bu, o rengin karar verici olması anlamına gelmez ama karara katkı sağladığı anlamına gelir. Hatta karardan memnun olunmasa bile kararın katkı sağladığı gerçeğini değiştirmez çünkü kişi her şeye rağmen karar masasındadır. Mesela o tekniklerde siyahlar karamsar, sarılar iyimserdir. Siyahlar risk haritasını çıkarırken, sarılar projenin ya da işin potansiyelini anlatıyor diye bakmak sizi görüş zenginliğine ulaştırır. Namık Kemal ‘barika-i hakikat tesadüm-ü efkardan çıkar’ derken bunu kastediyordu.

Daha spesifik bir pencereye iniyorum. Diyelim ki matematik öğretmenisiniz ve bir öğrencinizle ilgili kaygı bozukluğu gözlemliyorsunuz. Sizden matematik öğretmeniz isteniyor ama çalıştığınız zihin buna hazır değil tabiri caizse zemin bozuk. Bu derinlikte bir soruna işaret ederseniz, bu öğrencinin takviye kuruluşu olan kurumunuzda kayıt sildirme şeklinde sonuçlanma ihtimali var. Müdür kaydın silinmesini istemeyecektir ki sonuna kadar haklı. İşletmenin devamlılığı ekonomiye bağlı. Hatta maaşlar bile… Ama siz hiçbir şey olmamış gibi ders anlatmaya devam ederseniz bu da öğretmenlik ilkelerine ve iş etiğine aykırı bir durum. İşte bu akademik tıkanıklık yolunu açarken “idare karışmamalı ve öğretmen gereğini yapmalı” fikri ile, “öğretmen susmalı durumu idare etmeli, böylelikle ekonomi ve maaşlar tehlikeye girmemeli” fikrini benzer oranda sorunlu ve tehlikeli buluyorum. Bunun çözümü olarak “uzlaşmacı çatışma” öneriyorum. Birinci uzlaşmacı çatışmasının eğitim masasında eğitim kadroları arasında yaşanması gerektiğini, ikinci uzlaşmacı çatışmanın ise şube icra toplantılarında, farklı meyilli kadrolar arasında yaşanması gerektiğini düşünüyorum. Yani “doğrusu şudur”dan ziyade “doğrusu şu yolla bulunur” demeyi anlamlı buluyorum. O yol da uzlaşmacı çatışmanın ta kendisidir. Bu iki masanın çatışmalarının öğretmen kimliğini ve öğretmence bakmayı geliştireceğine inanıyorum. Bu yüzden, eğitimci kadroların durum analizi yapmak üzere girdiği çatışmayı eğitimci kaslarınızı geliştirecek bir idman türü olarak görürken, idari kadrolarla gireceğiniz çatışmaların tüm kasları geliştiren bir idman türü olduğunu düşünüyorum.

Sonuca Doğru

Hasıl-ı kelam; öğretmen olarak masalarda var kalmayı, masa gerilimlerinden kaçmadan ya da idari gözlük takmadan yani kimliğini idari kadrolara karşı hiç etmeden, eğitim perspektifini savunmayı ve öğretmence bir duruş, tutum ve perspektif kazanmayı öğretmen kimliği inşası olarak görüyorum. Eğitim kadrolarına tavsiyem bu kimliğin inşasının hayatiyetini kendi kariyerleri için ve markamız için kavramalarıdır. Ve tabi ki bu ‘kimliği’ ve ‘kimliğin gereğini’ ortaya koymalarıdır.

*İsmar etmek: semere vermek, meyve vermek.

Mustafa Selim

Telefon+90 216 706 50 25

   

   Fiyat Hesaplama