Enter your keyword

Eğitim Kurumlarında Yöneticilik Dengesi

Eğitim Kurumlarında Yöneticilik Dengesi

“Eğitim kurumlarında yöneticilik” denildiği zaman gözümüzde net şeyler canlandığı söylenemez. Zihinlerimizde beliren Mahmut hoca ile kelepir düşkünü, üçkâğıtçı okul sahibi türünden imajinasyonlar olacaktır. İki uç nokta arasında ki bu uçurumu hissetmek için bir kaç yıl eğitim tecrübesi yeterli oluyor.  Ülkemizde eğitimin her birey için değerli olması fakat yöneticilere gelince bunun hiç önemi vurgulanmadığını görürüz. Bu eğitim kurumlarında yönetici ihtiyacının (daha da önemlisi Türkiye kalkınmasında) ana alt sorunlarından biridir.

Her ne kadar PISA sıralamasında parlak bir dereceye sahip olmasak da sadece bu veri üzerinden eğitime olan değerin ölçülmesi insafsızlık olur. Ülkede eğitimle ilgili çıkan kanunlar olsun, sistemde değişiklikler yapılması bize gelişim noktasında bir hayli çaba harcandığını gösteriyor. Ama çalışmaların sürekli aynı öğeler üzerinden yapılması  (sınav sistemleri vb.) nedeni ile  kökten çözüm sağlamamaktadır. Diğer öğeleri de devreye soktuğumuzda sağlam bir değişim olacağı öngörülür  ama önemli olan doğru oyuncuları sahaya sokmak diyebiliriz. Aslında bu yazıda konumuz PISA sonuçları ya da ülkemizde eğitime verilen değer değildir. Ele almak istediğimiz husus tam olarak sistemdeki asıl oyuncular olan eğitim kurumu yöneticilerinin beklentisi ve onlardan beklenenlerdir.

EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİCİSİNDEN BEKLENTİLER VE YÖNETİCİ ÇEŞİTLERİ

Her yöneticiden de aşağı yukarı aynı şey beklenir: Problem varsa ön gör; önünü al; kriz çıktı ise krizi çöz; problem olmaksızın sistemi geliştir; hepsinin sonunda markayı, ciroyu ve karlılığı ileri taşı. Bakıldığında yazması kolay olan bu kuralları uygulamak elbette yazmak gibi basit olmamaktadır. Peki, teorik ile pratik arasındaki bu zorluğun sebebi nedir? Eğitim sektörüne yapılan yatırımlara ve hatırı sayılır insan kaynağına rağmen eğitimdeki başarısızlığımızda önemli bir rolü olan yönetici ya da lider eksikliğinin kaynağı nedir?

Bahsini ettiğimiz problem öncelikle eğitim kurumlarında yönetici modelinin tercihine dayanmaktadır. Daha açık ifade etmek gerekirse kurumu girişimci bir öğretmen mi yönetecek yoksa ceo kıvamında profosyoneller mi? Benzer bir tartışma futbol içinde de bulunmaktadır: Futbolu futboldan gelenler mi yönetmeli yoksa dışarıdan gelenler mi? Hâlihazırda eğitimi eğitim sisteminden gelenler yönetiyor ama başarılı oldukları açıkçası pek söylenemez.

Öğretmenlikten yönetime geçmiş kişilerin temel sorunlarından biri önceliklerini seçememektir. Öğretmenlik penceresinden baktığında önemli gördüğü hususlar: geribildirim, kırk dakikalık ders verimi, daha tecrübeli öğretmenler, extra etüt çalışmaları, yayın, rehberlik vs. Halbuki ticaret penceresinden bakıldığında sayılan maddelerin tümü maliyet ve fayda olarak görülür. Dolayısıyla bu iki kesim arasında etik, kültürel ve son tahlilde bakış açısı çatışmaları başlıyor. Eğitimden gelen yöneticilerimiz zamanla eğitim için şart gördüğü bu konuların satış ve pazarlama için de şart olduğunu düşünmeye ve hatta buna inanmaya başlıyor. Yani çok kaliteli öğretmenler, çok pahalı eğitim ortamları, mükemmele yakın eğitim teknolojisi ve materyalleri, öğrenci ile yoğun irtibat halinde bulunma, rehberlik, koçluk vs. Bir süre sonra bu kesim kendini bu öğelerin hepsinin olması ve rekabet için de fiyatların asgari tutulması gerektiği bir düşüncenin içinde buluveriyor. Bu düşüncesinin haklı oluşuna delil olarak da müşteri geri bildirimi sandığı müşterinin sözlü beyanlarını esas kılıyor. Ben zamanında “eve geliyomusunuz, çocuğun çalışma ortamını görmeye gelecek misiniz” diye soran veli de gördüm. Kabul edelim ki velilerin zaman zaman eğitim kurumlarından anlamsız beklentileri olabiliyor. Yöneticiler bunu yönetmekle mükellefken kendini bu sınırsız taleplerin karşılayıcısı olarak görmeye başladığında yönetilmesi imkânsız bir durum oluşuyor. Zamanla bu yük büyüye büyüye maalesef korkunç bir mali yüke dönüşüyor. Görünüş itibariyle eğitim kurumunda bir hareketlilik ve faaliyet gözlense de ticaretin devamının esası olan kar maalesef sağlanamıyor.

İşin bir de başka diğer, profosyonelleri var. Öğretmeni metalaştıran bir bakış açısıyla konulara yaklaşan. İşin bir diğer kesimi de var ki bunlar öğretmeni metalaştırmakta ve bu bakış açısını profesyonelce icra etmektedirler. Öğretmenlik mesleğindeki nezaket ve naifliği göz ardı eden; kar, mesai, fayda, maliyet, masraf ve sadece “daha çok kar, daha çok kar” olarak durumu inceleyen bu profesyoneller diğer sektörlerden aldıkları randımanı eğitimden alamamış olacaklar ki süratle sektörümüzden çekildiler ve çekiliyorlar. Öğretmen ve öğrenci arasında oluşacak ortak dil ve sinerji; kalıcı dil ve kalıcı etki kapitalizm ölçümleri ile tespit edilip paketlenerek satılacak bir şey değildir. Öğretmenliğin en zevkli ve en tercih ettirici bu yönünü öğretmenlerin elinden almaya hakkımız yok. Fakat yönetim profesyonellerine göre ise işin bu kısmı aşırı naiflik ve gereksiz duygusallıktır. Maalesef bu etkili kesim duruma böyle bakıyor.

PEKİ DOĞRU YÖNETİCİ HANGİSİ?

Denge tam olarak nerede kurulmalı? Bu soruya dair verilecek cevap genel olarak “ikisinin ortasında” şeklinde olacaktır. Fakat ekonomi pek öyle demiyor. Bu dengeyi bulmak aritmetik ortalama ile yapılacak bir iş değildir. Ekonomi bilimi bu temel sorunsala Nash dengesi diyor. Yani seçimler elde edilecek sonucu belirlediği için her seçimde sonuç değişir. Bu dengeyi sağlamak için gücü eşit dağıtmak çözüm olmayacaktır, bunu bir kenara yazalım. Her iki grubun da öncelik belirlediği seçimler kendince haklı konular. Bu doğru değil diyebileceğimiz pek bir şey yok. Sorun dengesini bulmakta. Nash teorisine yöneltilen ana eleştirilerinden biri ve en önemlisi insanların önüne somut olarak bir şey koymamasıdır. Bu yazıda ben de aynı eleştiriye maruz kalacağımı biliyorum. Durum iyi resmedilmiş fakat ne yapılacağı söylenmemiş diyeceksiniz. Oyun teorisini ve özellikle nash dengesini dikkatle okuyun. Böyle bir dengenin varlığını bilmek ya da dengenin sizin düşündüğünüz gibi kurulmadığını bilmek bile sizi uçlara kaymamak açısından zinde tutacaktır. Yoksa hayat formüllenseydi ya da formüllenebilseydi başarı imkânsız hale gelirdi.

Tercihlerinizin sizi ileride daha iyi tercihlere götürmesi dileğiyle…

Mustafa Selim Özdemir

ATABEY

Yorumlar(2 )

  1. Üsame
    added on 14 Ara, 2017
    Cevapla

    İNSANLIK TARİHİNDE SABİTÇİLER VE DEĞİŞİMCİLER, MUHAFAZAKARLAR VE REFORMCULAR GİBİ TEMEL DÜŞÜNCE AYRIŞMALARININ DA VARLIĞI VE ÖNEMLERİ DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE VURGULADIĞINIZ HUSUSUN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU DAHA İYİ FARK EDİLİYOR. TEŞEKKÜRLER

  2. Muhammed
    added on 17 Ara, 2017
    Cevapla

    Eğİtim sistemimizde önemli bir noktaya değinmişsiniz. Belkide idealizmle pragmatizmin ezeli çekişmesiNin eğİtimdeki yansımasInı güzel resmetmişsiNiz. Eğİtimde Karar alma sürencinde oyun teorisinin uygulanması yaklaşImı Farklı olmakla beraber yorum ve tartışmaya açık bir alan olmuş. Güzel bir yazı olmuş elinize sağlık

Yorumunuz

Your email address will not be published.

six + 19 =

Hemen AraFacebookTwitterInstagramWhatsApp